İKİ GÜN ÖNCE VEDA MEKTUBU YAZDI
Bu yıl 5. defa Bodrum Türk Filmleri Haftası kapsamında Yaşam Boyu Onur Ödülü alan Kırca, İstanbul'da devam eden tedavisi nedeniyle törene katılamamıştı.
Törene onun yerine katılan oğlu Oğulcan Kırca, babasının tören için yazdığı mektuptan bir bölümü okumuştu. O mektupta Kırca, "Dik durun... Adil olun, sabırlı olun, enerjinizin sirayet etmesine müsaade edin. Daha iyi bir dünyada görüşmek ümidiyle. Atatürkle kalın, cumhuriyetle kalın, hoşçakalın!!" diye seslenmişti.
İşte Levent Kırca'nın veda mektubunun tamamı:
"1974’de TRT ile girdim hayatınıza. O günden bu yana baya bir zamanınızı aldım. 41 yıl… Yürekten teşekkür ederim, anılarınızda bana yer açtığınız için.
Hayatımda sayısız ödül aldım. Renk renk, biçim
biçim. Altından olup da bir şey ifade etmeyeni de var, tenekeden olup da
paha biçilmezi de. Aldığım ilk bir kaç ödülü çalışma masamın üstüne
koydum. Çalışacak yer kalmayınca camlı bir dolaba koydum. Dolap isyan
edince odamı onlara tahsis ettim. Evi istila ettiklerinde ise sokakta
kaldım.
Arada bir
onları ziyaret ettiğimde hiç dertleri olmadığını gördüm. Üzerlerindeki
toza rağmen şikayet edeni yoktu. Hepsi yerini biliyordu. Birbirlerine
saygılılardı. Hiç kavga etmediler. Birbirlerini yemediler. Bir arada
mutlu mesut geçindiler. Altından da olsalar, tenekeden de olsalar,
hepsi birer ödüldü. Hepsi eşitti.
SU AYNI SU, BİRAZ BERRAK, BİRAZ KİREÇLİ
İki kardeş bir çorap yüzünden kavga edebilirler.
Ama komşunun çocuğu sorun çıkardığında iki kardeş birlik olur. Ev sahibi
ile kiracı arasında problem olduğunda, bina yıkılacaksa birlik olurlar.
O öbürünün tepesinden halı sarkıttığında kavga eden komşular, mahalle
maçlarında birlik olur. Hacısı, ateisti takımı gol attığında sarılır,
ağlarlar. Düşman ülke sana savaş açtığında ülke birlik olur. Toprağım
dediğin adamın her işine koşarsın. Memlekette yüzünü bile görmek
istemediğin, başka şehirde canın, memleketlin olur. Toprak aynı toprak,
biraz tozlu, biraz killi. Su aynı su, biraz berrak, biraz kireçli. İnsan
olarak birbirimizi sahiplenmek, birleşebilmek için uzaylıların dünyayı
istila etmesi mi gerekir?
Güzellikler paylaştıkça değerlenir, kötülükler çoğaldıkça kanıksanır.
Geçmişlerimiz
ve benim jenerasyonumdaki insanlar için, eskiler her zaman daha güzel
gelmiştir insana. Daha sağlıklı, daha diri, daha dertsiz gelmiştir. Daha
adaletli, daha umutlu gelmiştir.
Eski zamanlar; "Ah o eski zamanlardır"
Bu mektubumu sizlere değerli bir film festivali
vesilesiyle yazıyorum. O yüzden benim için yeri çok ayrı olan bir
yönetmenden alıntı yapmakta sakınca görmüyorum. Woody Allen'ın Midnight
in Paris filminde zaman atlamaları vardır. Film günümüzde başlar, basit
ama fantastik bir yöntemle sürekli geçmişe gider. Filmde o geçmiş
dönemler içerisinde Ernest Hemingway, Dali, Picasso, T.S. Elliot, Edgar
Dega, Luis Bunuel gibi önemi tartışılmaz insanlara rastlarız. Hepsi,
hangi dönemde yaşıyor olurlarsa olsun, kendi geçmişlerinin her zaman
daha iyi olduğunu ve ona özlem duyduklarını belirtirler. Hepsinin
ağzından "Ahh, o eski zamanlar" cümlesini bir kez duyarız. Filmin ana önermesi ise sonunda en güzel ânın, içinde bulunduğun, yaşadığın an olduğunu belirtir.
0 yorum:
Yorum Gönder